İçeriğe geç
Mealleri karşılaştır

77. sure · Mekkî · 50 ayet · İniş sırası 33

Mürselât Suresi

المرسلات

Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَـٰتِ عُرْفًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  2. فَٱلْعَـٰصِفَـٰتِ عَصْفًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  3. وَٱلنَّـٰشِرَٰتِ نَشْرًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  4. فَٱلْفَـٰرِقَـٰتِ فَرْقًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  5. فَٱلْمُلْقِيَـٰتِ ذِكْرًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  6. عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  7. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ

    (1-7. ayetler birlikte) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.

  8. فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ

    Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,

  9. وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ

    Gök yarıldığı zaman,

  10. وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ

    Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

  11. وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ

    Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).

  12. لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

    (Bu) hangi güne ertelenmiştir?

  13. لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ

    Hüküm ve ayırım gününe.

  14. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ

    Bilir misin nedir hesap ve ayırım günü?

  15. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  16. أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ

    Biz öncekileri helâk etmedik mi?

  17. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ

    Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.

  18. كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ

    Biz suçlulara işte böyle yaparız.

  19. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  20. أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ

    Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?

  21. فَجَعَلْنَـٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ

    (21-22. ayetler birlikte) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

  22. إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

    (21-22. ayetler birlikte) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.

  23. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَـٰدِرُونَ

    Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!

  24. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  25. أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا

    (25-26. ayetler birlikte) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

  26. أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا

    (25-26. ayetler birlikte) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?

  27. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَـٰمِخَـٰتٍ وَأَسْقَيْنَـٰكُم مَّآءً فُرَاتًا

    Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?

  28. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  29. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    Onlara şöyle denecek: “Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin.”

  30. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَـٰثِ شُعَبٍ

    (30-31. ayetler birlikte) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”

  31. لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

    (30-31. ayetler birlikte) “Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur.”

  32. إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ

    Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

  33. كَأَنَّهُۥ جِمَـٰلَتٌ صُفْرٌ

    Bunlar sanki birer kızıl devedir.

  34. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  35. هَـٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

    Bu, konuşamayacakları gündür.

  36. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

    Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.

  37. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  38. هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَـٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

    Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

  39. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

    Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

  40. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  41. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَـٰلٍ وَعُيُونٍ

    Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.

  42. وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

    Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.

  43. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için.”

  44. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ

    Şüphesiz biz iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanlar işte böyle mükâfatlandırırız.

  45. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  46. كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

    Ey inkâr edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.

  47. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  48. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ

    Onlara, “Rükû edin (namaz kılın)” dendiği zaman rükû etmezler.

  49. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    O gün vay yalanlayanların hâline!

  50. فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

    Onlar artık ondan (Kur’an’dan) sonra hangi söze inanacaklar?