79. sure · Mekkî · 46 ayet · İniş sırası 81
Nâziât Suresi
النازعات
Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000
-
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا
Andolsun şiddetle çekip çıkaranlara,
-
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا
Andolsun kolaylıkla çekip çıkaranlara,
-
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا
Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,
-
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا
Derken, öne geçenlere,
-
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).
-
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
(6-7. ayetler birlikte) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
-
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
(6-7. ayetler birlikte) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
-
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.
-
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ
Onların gözleri (korku ile) inecektir.
-
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisingeriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?”
-
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً
“Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
-
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
“Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür” dediler.
-
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
Hâlbuki o, bir haykırıştan (sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.
-
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
-
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
(Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
-
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti:
-
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
“Haydi Firavun’a git! Çünkü o azmıştır.”
-
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
“Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin?
-
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
Seni Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!”
-
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi.
-
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve ona karşı koydu.
-
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
Sonra (yeryüzünde fesat peşinde) koşmak üzere (imana) sırt çevirdi.
-
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
-
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
“Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
-
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı.
-
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
-
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
(Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur.
-
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir.
-
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da (ortaya) çıkardı.
-
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
Ardından yeri düzenleyip döşedi.
-
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
Ondan suyunu ve merasını çıkardı.
-
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
-
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ
Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.
-
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
(34-35. ayetler birlikte) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
-
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ
(34-35. ayetler birlikte) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
-
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
-
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
(37-39. ayetler birlikte) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
-
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
(37-39. ayetler birlikte) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
-
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
(37-39. ayetler birlikte) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
-
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
(40-41. ayetler birlikte) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
-
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
(40-41. ayetler birlikte) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
-
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
-
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
-
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir.
-
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın.
-
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.