81. sure · Mekkî · 29 ayet · İniş sırası 7
Tekvîr Suresi
التكوير
Meal: Diyanet Vakfı Kuran Meali, Diyanet Vakfı Kuranı Kerim Meali, 2000
-
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
Güneş, dürüldüğü zaman,
-
وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ
Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
-
وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
-
وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
Gebe develer salıverildiği zaman.
-
وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ
Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,
-
وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ
Denizler kaynatıldığı zaman,
-
وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ
Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.
-
وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ
(8-9. ayetler birlikte) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
-
بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ
(8-9. ayetler birlikte) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
-
وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ
Amel defterleri açıldığı zaman,
-
وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ
Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,
-
وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
Cehennem alevlendirildiği zaman,
-
وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
-
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
-
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ
(15-16. ayetler birlikte) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
-
ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ
(15-16. ayetler birlikte) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
-
وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
-
وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
-
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
(19-21. ayetler birlikte) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
-
ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ
(19-21. ayetler birlikte) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
-
مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
(19-21. ayetler birlikte) O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail’in) getirdiği sözdür.
-
وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
-
وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
Andolsun o, Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.
-
وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ
O, gayb hakkında cimri değildir.
-
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ
Kur’an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
-
فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
(Hâl böyle iken Kur’an’dan yüz çevirip) nereye gidiyorsunuz?
-
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ
(27-28. ayetler birlikte) O, âlemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
-
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
(27-28. ayetler birlikte) O, âlemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
-
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın (size hür irade vermeyi) dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz.